kutusuzkutkut

Bir erkeği öldürmek..

Posted in Uncategorized by kutusuzkutkut on Mart 30, 2013

Markus Zusak’ın “Hiç” adlı kitabında 152. sayfada şu diyaloğu not almışım:

  • “Sen benim en iyi arkadaşımsın, Ed.” dedi sonunda.

  • “Biliyorum”

Bir erkeği bu sözlerle öldürebilirsiniz. Silaha gerek yok. Sadece bu sözler ve bu sözleri söyleyecek bir kız yeterli..

 Başka bir yerde hemen hemen aynı diyalogu 50. evlilik yıl dönümlerini kutlayan bir çiftin röportajında okuduğumu hatırlıyorum. O zaman bu “en iyi arkadaşımsın” cümlesi sevginin dayanağı, bu başarılı evliliğin sırrı gibi gösteriliyordu. Devam eden bir ilişkide, evlilikte gerçekten de bu en iyi arkadaş durumu iyi bir reçete olabilir ama aşıksanız boş versenize,  arkadaşlık kimin umurunda! Aşık olduğunuz kişinin en iyi arkadaşı, dostu olmak istemezsiniz, aşkı, sevgilisi, şehveti, tutkusu, her şeyi olmak istersiniz. O zaman “en iyi arkadaş” tanımı artık bir övgü değil, limit olur sizin için, dağlara taşlara sığmayan hislerinizin aşamayacağı bir üst bariyer haline geliverir. Karşınızdakinin dudağında, gözünde, yatağında en önemlisi kalbinde yer ararken kendinize, birden erkek arkadaşıyla yaşadığı sorunları dinleyen bir kulak, yaslanılacak/ağlanılacak bir omuz, akıl veren bir söz olarak bulursunuz kendinizi. En iyi arkadaşlar olarak olabildiğine, işkenceymişçesine, acı verircesine bir nefes kadar yakınsınızdır; aşıklar olarak da olabildiğine, işkenceymişçesine, acı verircesine bir nefes kadar uzaksınızdır. Zusak’ın dediği gibi bu sözlerle ölürsünüz, silaha da mermiye de gerek yoktur.

(Dünya dillerinin birinde tam bu durumu tanımlayan bir kelime olmalı muhakkak, zengin ve kadim bir lisanda belki de. Benim bildiğim amerikalıların kullandığı “ friend-zoned” kavramı var ama o da nedense amerika patentli çoğu şey gibi aradığım derinlikten ziyade yüzeysellik taşıyor gibime geliyor.)

Not tutan insanlardan mısınız?

Posted in Uncategorized by kutusuzkutkut on Mart 29, 2013

Not tutan insanlardan mısınız? Ben öyleyim. Bahsettiğim ders notu, toplantı notu, vs. değil ama kıyamadıklarınız notu, iç hoplatan notu, tüyleri diken diken eden notu, göz dolduran notu, beyninize yıldırım düşmüş hissi yaratan notu.. Kimi zaman bir kitapta, filmde, internette, gazetede, dergide, sohbette yani binlerce harddiske sığmayacak bilgi akışı içerisinde, matrix deyişiyle akış içerisinde bir anormallik, kalabalığın içerisindeki kırmızılı kadın önce göze sonra beyninize güm diye çarpar. Benim defterlerim işte bu notlarla, karalamalarla doludur çünkü değerlidir bu notlar, kaybolup gitmemeleri gerekir. Öyle ki eski bir defterin kıytırık köşesine okunmaz el yazımla yazdığım notlara geri dönüp baktığımda içimde sakladığım/unuttuğum/gömdüğüm/bünyeme kattığım bir parçam, bir his, bir fikir aydınlanaverecektir. Belki bu notları ve bende yarattıklarını, eski bir defter/güvenilmez bir kalp ya da yıpranacak bir beyin yerine yazıya dökmek, monologa/diyaloga/multiloga açmak en doğru değerlendirme yöntemi olacaktır diye düşünüyorum. Dolayısıyla eski defterleri karıştırıyor ve yazıyorum…

Tagged with: ,
%d blogcu bunu beğendi: