kutusuzkutkut

İstemek

Posted in sinemaydı kitaptı kültürel işler, Uncategorized by kutusuzkutkut on Nisan 4, 2013

Markus Zusak’ın Hiç’inden bir alıntı daha(sf.388) :

  • “Ed?” dedi Ritchie, daha sonra. Hala suyun içinde duruyorduk. “İstediğim tek şey var.”
  • “Nedir o, Ritchie” Cevabı basitti.
  • “İstemek.”

“İstemek” çok erken tanıştığımız bir kavram. Bebekken karnımızın doyurulmasını talep etmekle başlayan isteklerimiz, daha sonra zenginleşmeye başlıyor. Astronot olmak istiyoruz ya da futbolcu, belki doktor, olmadı itfaiyeci. Aşık olmak istiyoruz, dünyayı dolaşan bir seyyah olmak istiyoruz, üniversite hiç bitmesin ya da yazlar daha uzasın istiyoruz. Sonrası biraz karışık. Orta yaş bunalımı mı dersiniz, ayakların yere basması mı, gerçeklerle yüzleşmek mi, yenilmek mi, kabullenmek mi, belki. Eşimizle iş çıkışı sinemaya gitmek istiyoruz, yemekten sonra kilonuza kafa takmadan tatlı yiyebilmeyi istiyoruz, bütün gün evde yatmak istiyoruz. İsteklerimiz içindeki arzu öğesini, heyecanı, macerayı kaybediyor sanki. Gerçekten, düşünsenize: astronot olmayı istemekle yemekten sonra sufle istemek cümlelerindeki “istemek” aynı anlamı taşıyor olabilir mi.. Hayat rutinleştiğinde, olması gibi gittiğinde, taşlar yerine oturduğunda, yaşam yolculuğunuzun platolarında dolaştığınızda insan bazen gerçekten ama gerçekten sadece “istemek” istemiyor mu? Bir şeyi gerçekten, tutkuyla, gözler parıldaya parıldaya istemek…

Ben de bu aralar en çok boşluk istiyorum sanırım. Yapacak iş olmadan evde oturup sıkılmak istiyorum. Boşlukta, sıkıntıda boğulurken ayaklarımı kuma vurup “ben bunu/şunu/onu istiyorum!” diye bağırarak yüzeye fırlamak istiyorum. Sıkıntıdan istek, istekten istemek, istemekten macerayı, maceradan anlamı doğurmayı hayal ediyorum. Bazen sadece “istemek” istiyorum.

Reklamlar

Bir erkeği öldürmek..

Posted in Uncategorized by kutusuzkutkut on Mart 30, 2013

Markus Zusak’ın “Hiç” adlı kitabında 152. sayfada şu diyaloğu not almışım:

  • “Sen benim en iyi arkadaşımsın, Ed.” dedi sonunda.

  • “Biliyorum”

Bir erkeği bu sözlerle öldürebilirsiniz. Silaha gerek yok. Sadece bu sözler ve bu sözleri söyleyecek bir kız yeterli..

 Başka bir yerde hemen hemen aynı diyalogu 50. evlilik yıl dönümlerini kutlayan bir çiftin röportajında okuduğumu hatırlıyorum. O zaman bu “en iyi arkadaşımsın” cümlesi sevginin dayanağı, bu başarılı evliliğin sırrı gibi gösteriliyordu. Devam eden bir ilişkide, evlilikte gerçekten de bu en iyi arkadaş durumu iyi bir reçete olabilir ama aşıksanız boş versenize,  arkadaşlık kimin umurunda! Aşık olduğunuz kişinin en iyi arkadaşı, dostu olmak istemezsiniz, aşkı, sevgilisi, şehveti, tutkusu, her şeyi olmak istersiniz. O zaman “en iyi arkadaş” tanımı artık bir övgü değil, limit olur sizin için, dağlara taşlara sığmayan hislerinizin aşamayacağı bir üst bariyer haline geliverir. Karşınızdakinin dudağında, gözünde, yatağında en önemlisi kalbinde yer ararken kendinize, birden erkek arkadaşıyla yaşadığı sorunları dinleyen bir kulak, yaslanılacak/ağlanılacak bir omuz, akıl veren bir söz olarak bulursunuz kendinizi. En iyi arkadaşlar olarak olabildiğine, işkenceymişçesine, acı verircesine bir nefes kadar yakınsınızdır; aşıklar olarak da olabildiğine, işkenceymişçesine, acı verircesine bir nefes kadar uzaksınızdır. Zusak’ın dediği gibi bu sözlerle ölürsünüz, silaha da mermiye de gerek yoktur.

(Dünya dillerinin birinde tam bu durumu tanımlayan bir kelime olmalı muhakkak, zengin ve kadim bir lisanda belki de. Benim bildiğim amerikalıların kullandığı “ friend-zoned” kavramı var ama o da nedense amerika patentli çoğu şey gibi aradığım derinlikten ziyade yüzeysellik taşıyor gibime geliyor.)

%d blogcu bunu beğendi: