kutusuzkutkut

Kaçmak

Posted in hayat by kutusuzkutkut on Nisan 18, 2013

Paul Auster, Invisible kitabından bir not(sf.87):

… and fitfully indulge in the escapism of watching films(thanks to a DVD player, loyal friend to the solitaries and shut-ins of this world).

Sadık dostumuz bazen bir DVD oynatıcı, bazen bir kitap ya da oyun konsolu olsa da hepimiz zaman zaman kendi gerçekliğimizden kaçmıyor muyuz? Bazen gerçeğin bir kısmından, bazen hepsinden saklanmıyor muyuz? Adına bazen kafa dağıtmak, bazen stres atmak desek de temelinde gerçekliğimizin sıkıntılarından, sorunlarından, zorluklarından kaçıp sığınıveriyoruz başka/yaratılmış gerçeklikliklere. Sorun toplumun gerçekleriyle ters kesiştiğimizde başlıyor. Bazı kaçışlar: “Bütün gün evde boş boş film izliyor” oluyor ya da “kitapların arasına saklanıyor” hatta “çalışmaktan kaçtığı için master yapıyor”. Ortak gerçeğimizin dışına çıkanlar, sorumsuz, tembel, asosyal, aklı bir karış havada gibi sıfatlarla cezalandırılıyor hemen. Peki ama “gerçek”ortak olmak zorunda mı? Ya da ortak gerçeklikte Tutunamayanlar ordusuna mensup olmaktansa kendi gerçekliğine tutunmaya çalışanlar olamaz mı, olmamalı mı? Gördüğümüz, ellediğimiz, algıladığımız gerçek dışında kitap sayfalarında, bilgisayar ekranlarında farklı bir algıda farklı bir gerçeklik bulanlar akıl hastası mı acaba? Hepimiz zaman zaman kendi gerçekliğimizden kaçtığımıza göre deli mi hayalci mi normal mi olduğumuza nasıl karar verilecek; kaçış sıklığı, şiddeti, süresi hangisi kriter? Into the wild‘ın Christopher’ını nasıl tanımlayacağız mesela? Sanatta gerçekçiliğe tepki olarak doğan sürrealismin, absürdismin kabul gördüğü gibi yaşamda da toplumsal gerçeğimize tepki olarak doğan akımları kabul edebilecek miyiz bir gün? Son soru: Kölesi olduğumuz, kaçış aradığımız gerçekliklerden(hepsinden ya da birkaçından belki bir tanesinden); kaçma ihtiyacı hissetmeyeceğimiz gerçekliklere doğru kaçsak ayıp olur mu gerçekten? Çok soru oldu, cevaplar ise uzun mu uzun bir akşam sohbetinin malzemesi olsun en iyisi…

(Kaçış konusunda uç örneklerden biri de Japonya’daki “Hikikomori” kavramı. Kimine göre bir hastalık, kimine göre kültürel bir akım, kimine göre bir tepki hareketi olan hikikomori, genç yaşlarda eve kapanan, dış dünyayla ilişkisini minimize eden Japonlar için kullanılıyor.)

Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın

Posted in sinemaydı kitaptı kültürel işler by kutusuzkutkut on Haziran 27, 2012

GörselUzun zamandır okuduğum beni en çok içine çeken, etkileyen kitap: Jonathan Safran Foer‘ın Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın (Extremely Loud and Incredibly Close). 11 Eylül saldırılarında babasını kaybeden 9 yaşındaki bir çocuğun travmasını konu alan bu kitabı az daha kitapçıda geri yerine koyuyordum. İçini biraz karıştırıp ilgimi çeken bir şeyler yakaladıktan ve okumaya başladıktan çok sonra kitabın, komik, üzücü, buruk, düşündürücü, anlamsızlaştıran, anlamlandıran gibi birçok sıfatla anlatabilecek bir hikayeye dönüştüğünü anladım. Hem yazı diliyle, hem yazı arasına sıkıştırılmış fotoğraflar, farklı fontlar gibi modern edebiyat oyunlarıyla pek çok kişinin hoşuna gitmeyebileceğini düşündüğüm bu roman 2-3 gündür beni sayfalarının arasına mıhlayıverdi. Kayıpların, tutunamayanların, nesiller arası benzerliklerin, unutulamayanların, olgun çocukların, çocuk olgunların arasında beni de sürükledi götürdü. Keskin ve daimi bir burukluk içerisinde gülerek, düşünerek, notlar alarak, gözüm dolarak bitirdiğim bu kitabı herkese tavsiye ederim. Kitaptan aldığım bazı notlar şöyle:

– Her şeyin iyi olacağına söz vermişti. Çocuktum ama her şeyin iyi olmayacağını biliyordum. Bunu bilmem babamı yalancı yapmadı. Babam yaptı.

– Hayatımı daha az duygulanmayı öğrenmeye harcadım. Her gün daha az duygulandım. Büyümek midir bu? Yoksa daha beter bir şey mi?

– Yaşamayı öğrenmenin bir ömür sürmesi ne kadar üzücü. Çünkü hayatımı yeniden yaşayabilsem, her şeyi farklı yapardım. Hayatımı değiştirirdim.

– Belki de kişilik dedikleri budur: İçle dış arasındaki fark.

– Aşkın trajedisi budur, hiçbir şeyi özlediğin bir şeyden daha fazla sevemezsin.

-“Bir fikri seviyorsun sen” demişti. “Biz fikrini seviyorum” demiştin.

– Terk etmeni affedebilirim ama geri dönmeni affedemem.

%d blogcu bunu beğendi: