kutusuzkutkut

Günün Videosu – Ayı Dansı

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 25, 2011

Pazartesi günü neşesi olsun bu video da madem… Koskoca ayının da bir sırt kaşımak için aleme rezil olması da üzücü tabi, buyrun sesini açarak izleyin.

Reklamlar

Günün Videosu – Parti zamanı

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 22, 2011

Gene geldik güzelim cumaya! Akşam haftanın yorgunluğu atılacak, dışarı çıkılacak, eğlenilecek. Siz gene de midenizde parti vermeden önce aşağıdaki videoyu bir izleyin, cumartesi sabahına baygın girmeyin!

Günün Videosu – Lokum Problemi

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 21, 2011

“Tom Wujec “lokum problem”iyle ilgili yaptığı şaşırtıcı derecede derin araştırmayı sunuyor — kuru spagetti, yaklaşık bir metre bant ve bir lokumla basit bir takım kurma egzersizi. Bu içerikle en yüksek kuleyi kim kurabilir? Ve neden her zaman sürpriz bir grup ortalamadan daha iyi sonuç elde ediyor?” Aşağıdaki videonun(Türkçe altyazılı) ted.com daki açıklaması aynen böyle. Bu kule kurma oyununu oynayanlar arasında mühendisler, üniversite mezunları, anaokulu öğrencileri, Forbes 500 CEO ları var. Kimin daha başarılı olduğundan çok neden böyle olduğu konusuna odaklanmanızı tavsiye eder, iyi seyirler dilerim. ( Video ilginizi çektiyse projenin web sitesine buyrun).

Günün Videosu – Evet, Hayır, Evet ?

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 20, 2011

Çocuğun saflığına hiç boşuna gülmeyin, insan psikolojisinin güzel ve sevimli bir örneği aslında bu video. Belki yetişkinlerin tartışmaları bazen bir yere arabayla mı yürüyerek mi gitmekten daha karışık görünebiliyor ama bir çok tartışmanın temeli videodakiyle aynı. Hepimiz bazen işi inada bindirip tartışmak için tartışıyoruz, doğru olduğunu düşündüğümüzü değil kendi dediğimizi kabul ettirmek için tartışıyoruz, “evet” dedirtmek için tartışıyoruz(aslında “hayır” dedirtmek istesek bile). Ve inanın bu tatlı ufaklıktan çok daha komik hallere düşebiliyoruz. Tabi şunu da fark etmek gerek, sadece işi anlamsızca inada bindiren taraf değil, bu anlamsız tartışmayı, videodaki baba gibi ufak bir manevrayla karşı tarafı kazandığına ikna edip çözmek yerine, işi kavgaya çevirmeyi başaran taraf da bir o kadar komik olabiliyor, lakin tek taraflı inatlaşma diye bir şey olamaz. Siz en iyisi işi inada bindirdiğinizde ya da karşı taraf inatlaştığında bu videoyu hatırlayıverin, gülün, çözülün ya da çözün, hayatın tadını çıkartın!

Günün Videosu – Japon İşi

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 19, 2011

Buyrun, Drill Inc. firmasından Morihiro Harano’nun bir telefon firması için çektiği reklamı izleyin. Bırakın 118 33 reklamlarının kabus müziği yerini Bach’ın ” Jesu, Joy of Man’s Desiring” bestesinin bu olağanüstü yorumuna bıraksın. Sesi ve zihninizi açarak izleyiniz.

Günün videosu – Tembel Hayvan

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 18, 2011

Aşağıdaki videoda bir tembel hayvanın(ing: sloth, bilgi için buyrun) hayatından kesitler görüyoruz. Bu yarı kör, yarı sağır hayvanlar dünyanın en yavaş memelilerinden olmalarının yanısıra sadece gerçekten gerektiğinde hareket ediyorlar, hareket ettiklerinde ise olabildiğine yavaşlar. Yerdeyken azami hızı dakikada 2 metre olan bu arkadaşlar, günde en az 10 saat uyuyorlar, daha çok benim pazar günkü halimi hatırlatıyorlar. Hazır hafta başlamış, pazartesi koşturmacası almış başını gitmişken, siz de bu video ile idare edin, bırakın içinizdeki tembel hayvan pazara kadar kestirsin biraz!

Günün Videosu – Bugün Cuma

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 15, 2011

Bugün cuma, delirmece serbest. Huzurlarınızda 90’lı yıllarımıza darbe vurmuş bir deli.

Tagged with: ,

The Case Of the Über – Davetiye

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 14, 2011

Sizi bilmem, Black Swan’ı izlerken çok korktum. Bale konulu bir filmde, 29 yaşında bir adam nasıl korkar demeyin. Korkutucu olan filmin sizi kadın zihninin içine sokması: Yok o kız daha güzel, bu kadın benden seksi, şu kadın daha yetenekli, ben niye mükemmel değilim, mükemmel olmalıyım. Yanlış anlaşılmasın, sonuçta filmde portresi çizilen hastalıklı bir zihin ama temelde kadınların(genelleme yapıyorum tabi), estetik, başkalarına(özellikle diğer kadınlara) kıyasla kendilerinin eksileri-artıları ve sosyal ilişkiler anlamında erkeklere göre çok daha duyarlı oldukları da bir gerçek bence.  Dolayısıyla yapılacak bir iş ile ilgili öküz – düz fikirli skalası arasında bir yerlerde olan erkek kafa yapısı ile karmaşık – nevrotik skalasındaki kadın kafa yapısı benzer sorunlar tespit edemedikleri gibi, benzer çözümler yaratmakta da zorlanıyorlar. Şimdi bu farklı kafa yapılarını tespit ettiğimize göre, gelelim bu iki kafanın bir arada çalıştığı düğün işlerine…

Aslında düğünlerin, gelin ve damat için olduğu yönünde bir yanılsama var. Oysa ki düğünler, kabul etmeseler de net bir şekilde gelinlere aittir. Test etmesi çok basit. Şimdi damadımızı alalım, düğüne davetli gelmiş diğer 100 erkeğin arasına karıştıralım. Onca siyah smokinli arasında bulun bakalım hangisi. Peki, gelin hanımı düğüne davetli gelmiş 1000 bayanın arasına koyalım. Aaa, o da nesi 1000 tane bayan arasında beyaz ve kostüm niteliğinde elbise giyen bir kişi var, bilin bakalım kim? Sonra yok bizim düğünümüz! Hadi canım siz de! Yanlış anlamayın itirazımız yok, düğün sizin olsun, buyrun gezinin, güzelliğiniz/ihtişamınızla konukları büyüleyin, düğünün zerafetini, detayların inceliğini herkes takdir etsin, duvak gibi damadı da yanınızda aksesuar olarak gezdirin(Evet, muhteşemim ve bununla evlendim, canım gelinliği taşı hadi takılıyoruz ama, çabuk!). Her şeye tamam da, size ait olan bu organizasyonun hazırlıklarına, “bizim düğünümüz” kisvesi altında bu kalas bünyeleri dahil etmek niye? Örnek verelim: davetiye seçimi…

Eşimle davetiye seçmeye gittiğimiz günü hatırlıyorum. Davetiye denince benim aklıma konukları etkinliğinize davet eden, yer ve zaman bilgisi içeren bir form geliyor. Dolayısıyla aklımda post-it ile renkli fotokopi arası bir yapı varken, onlarca inci, boncuk, püskül, kağıt çeşidi, kurdele ve yazı fontu arasında birbirlerine sevinç çığlıkları atarak, heyecanla renk örnekleri gösteren eşim ve davetiyeci karşısında neler hissettiğimi tahmin edebilirsiniz. Yabancı bir ülkede, yabancı bir dilde sorguya çekiliyor gibiydim: “Canım bu nasıl, sence taşlı olan mı daha güzel, şu kağıt daha iyi gibi, ne dersin”. Bilmiyorum, ühü, ben yapmadım: “(rastgele bir tane göstererek)şu fena değil, evet”. Karşılığında, yersiz bir şey söylemiş ya da altını ıslatmış küçük bir çocuğa bakar gibi şefkatle gülümseyen iki çift göz, “tamam sen şimdi burada uslu uslu otur, teyzeyle bizim işimiz var”.  O zaman anlıyorsunuz sizin bilgi formu, düğünün konseptine uygunluk, orijinallik, tasarım, hem modern hem muhafazakar kesime hitap edebilme, ultra şık olma gibi kadınların dünyasına ait yüzlerce parametreye bağlı. Yahu sonuçta bir davetiye işte demeyin, yanınızdaki zihinler Über – Davetiyeyi(bugüne kadar yaratılmış tüm davetiyelerden öte, üstün bir ırk)  yaratmak üzere, insanlık için önemli bir andayız, sessizce kafanızla onaylayın.  Arada size de yukarıdaki gibi (post-it ötesinde hiçbir fikriniz olmamasına rağmen)görüşünüzü sordukları zamanlar gelecek, karşılık olarak siz de onlara Alex-Özer birlikte oynar mı, 4-3-3 mü, 4-4-2 mi diye sorup gelin hanımdan “Bu BİZİM düğünümüz, burada şaka yokkk, her şey gerçekkkk” diye nihatdoğanizm ölçeğinde ayar yiyebilir ya da gülümseyerek : ” Evet, bu çok güzel” diyebilirsiniz.

Black Swan’dan girip düğün davetiyesinden çıktığım bu yazıyı son bir kaç tavsiye ile tamamlayacağım. Bakın aşağıdaki videoda çok farklı bir davetiye örneği var, gelin ile damat bir şarkı kaydetmişler, seslerini kağıttan bir flexi-disk sayesinde davetiyeye iliştirmişler, muhteşem yaratıcı ve konsept olarak inanılmaz, hemen izleyin(detaylar burada)… Evet beyler kızların şimdi video ile dikkati dağılmışken hızlıca tavsiyelerimi vereyim: bu süreçte iki sessizce kafa sallama, bir “evet, çok güzel” demece taktiği uygulamanızı tavsiye ediyorum. Arada bir de herhengi bir şey önerin, ne olduğu önemli değil, nasıl olsa sallamayacaklar. Ayrıca düğün davetiyesi ihtiyacınız varsa, y65 diye bir firma var, sahibi Selen Hanım hayat kurtarıyor. Eşimle o kadar iyi anlaştılar ki bir ara eşim beni bırakıp onunla evlenecek sandım. Kendi aralarında hallettiler davetiyeyi falan. Geri geliyorlar, evet öhm..

Yani bu sizin de düğününüz sonuçta beyler, eşinize destek olun. Evet, çok güzel(kafa sallayın).

Günün videosu – Dövme Rekortmeni!

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 14, 2011

Aşağıdaki videoda göreceğiniz arkadaş, Lucky Diamond Rich, dünyanın en çok dövmeye sahip insanı. Zaman içerisinde, yaklaşık 1000 saate denk bir dövme işçiliği ile göz kapaklarından, parmak aralarına, hatta diş etlerine kadar dövme yaptırmış. Bununla da yetinmeyerek siyah dövmelerin üzerine beyaz, beyaz dövmelerin üzerine de renkli dövmeler yaptırmış. Bu Guinness rekortmeni beyefendi ile gece yarısı sokakta karşılaşmak nasıl olur bilmem, ama burdan videosunu izlemek daha keyifli olur sanırım. Buyrun!

Günün videosu – Motorsiklet Kazası

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 13, 2011

Her gün internet aracılığıyla onlarca farklı veriyle muhatap oluyoruz. İşte, evde, dışarıda olmanız fark etmez, bir mail, bir tweet, bir status update uzağımızdasınız topu topu. Bunca veri arasında bana farklı, ilginç, hadi be dedirten videoları da sizin için ayıklayıp “Günün Videosu” adıyla sunmaya karar verdim. Hizmette sınır yok! Aşağıda izleyeceğiniz video küçük bir motor kazası aslında ama gene de yumuşak kalpliler, kan görünce bayılanlar izlemese de olur. Neyse sonuçta videodaki arkadaş iyiymiş, kazayı birkaç dikişle atlatmış, kaygılanmadan izleyebilirsiniz!

Masa Başı Egzersizi

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 11, 2011

Pazartesi bitiyor, haftasonu yorulmak bilmeyen vücutlar, masa başında geçirdikleri 8 saatten sonra eklem ağrılarından, omuz tutulmalarına kadar çeşitli sinyallerle isyan ediyor, pazartesi sabahı ile akşamı arasında zamanda yolculuk  en az 10 yaş fark ettriyor! Hazır haftanın en gıcık günü sona erirken, sizlere bir kıyak da benden olsun. Aşağıda, 4 dakikalık videodaki basit hareketleri uygulayın, kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Arkadaşın dediğine göre masa başında geçirdiğiniz her bir saatten sonra bu 4 dakikalık çalışmayı yaparsanız, canavar gibi oluyormuşsunuz. Herkese iyi haftalar!

Kurum Kültürü

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 8, 2011

Varlığını uzun yıllardır sürdüren, gelişen, güçlenen her kurumda yerleşmiş bir kurum kültürü vardır.Kurum kültürü dediğimiz; Bazen yenilikçi, bazen çevreci, bezen gelenekçi, bazen birden çok kavram etrafında şekillenip zaman içerisinde kurumun satın almasından, personeline yaklaşımına, ürün tasarımına kadar sirayet eden, kurumu bir maddi varlıklar bütününden yaşayan bir organizmaya çeviren değerlerin toplamıdır. Kurumun kök salmasını, öz değerlerini yaratmasını ve hatta yönünü çizmesini sağlar, kurumun ruhunu oluşturur. İş danışmanları, mentorlar, koçlar istedikleri kadar “KOBİ’lerde Şirket Kültürü Oluşturma” konulu seminerler versinler, gerçek manada bir kurum kültürü oluşturmak için 1-2 saatlik bir toplantıdan çok daha fazlası gerekir. Sağlam ilkeler, değerler yaratacak bir altyapı ve vizyon, bunları uygulayabilecek kadar da cesaret ve inanç gerekir. İşte aşağıda izleyeceğiniz bunu başarabilmiş firmalardan birinin 100. yılını kutlamak için çektiği bir film. Umuyorum, hepimiz ve kurumlarımız için ilham kaynağı olacaktır.

Sokak Çalgıcıları!

Posted in müzik by kutusuzkutkut on Nisan 7, 2011

Kafamdaki istiklal caddesi modelinde bunlar var, ileride belediye başkanı olursam sokak başına bir tane dikeceğim bu arkadaşlardan! (malum seçim dönemi salla gitsin). (Daha önce aynı ekibin lafını ettiğimiz şarkısı burada, buradan da diğerlerine ulaşabilirsiniz).

Yedi Uyumazlar!

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 6, 2011

Arkadaş geyiklerinin temel gıdalarından biridir: Bir hap olsa alsak, günde 1 saat uyku yetse, off hergun kafadan 6-7 saat ekstra yaşarız be abi! Kolaysa, gel de bu muhabbeti bütün gece horul horul uyumasına rağmen sabah alarma küfrederek, yataktan ateş hattında gezinen asker gibi sürünerek çıkan bünyeye anlat! Ne var ki biliminsanlarının araştırmalarına göre toplumumuzda yaşayan %1 ila %3 arası bir kesim “gece kuşu” ve “erken kalkan, yol alır” kavramlarını bünyelerinde birleştirmeyi başarıyor. Şöyle ki, normal bir yetişkinin günde 7 ila 9 saat uykuya ihtiyacı varken bu arkadaşlar günde 4 ila 6 saat uyku ile yetinebiliyorlar, tatil zamanlarında bile 7 uyumuyorlar! Ayrıca, bu elit zümre durumlarından ötürü bir sağlık sorunu, dikkat bozukluğu, vs. yaşamıyorlar. Yani, ” Abi işler yoğun iki günde sadece 8 saat uyudum, ama bomba gibiyim” diyip sonra halüsinasyondu, “o yorgunluğa bi uyumuşum 17 saat”du fln durumları yok bu arkadaşların. İşin kötü tarafı günlük uyku ihtiyacınız, göz renginiz ya da boyunuz gibi genetik faktörlere bağlı. Yok kasacam ben de her gün sadece 5 saat uyuyacam derseniz, bir süre sonra boynuzlu atlarla sohbete girişebilir, ya da yüksek tansiyon gibi sağlık sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz. Dolayısıyla, siz de bu yedi uyumazlardan değilseniz biliminsanları hapını çıkartana kadar bol bol geyiğe devam! İlginizi çektiyse makaleye buradan ulaşabilirsiniz: Wall Street Journal.

Tagged with: , ,

Yarım kalan cümle…

Posted in hayat by kutusuzkutkut on Nisan 5, 2011

Çok önceleri bir arkadaşım bu konudan dertli olacak ki, “Aşk hakkında yazsana” demişti. Aşk hakkında şarkı mı, kitap mı, destan mı kalmadı bana soruyorsun diyecektim gerçi ama sonra düşününce öyle bir meret ki bu aşk, her yürekten, her bünyeden bir farklı geçiyor madem, ben de bildiğimi yazayım dedim.

Aşk, yarım kalan bir cümledir. Öyle bir cümledir ki, tamamlansa hayatın gizini ortaya koyacak, her şeyi anlamlandıracak, her şeyi yoluna koyacaktır. Binlerce sayfalık bir romanın, beyninize kazınacak en değerli, en özlü, en çarpıcı cümlesidir. Sanki o binlerce sayfayı sırf o yarım cümleyi bulup tamamlamak için okumuşsunuzdur ve o cümle tamamlandığında okuduğunuz, okuyacağınız her şey kıymetlenecek, anlamını bulacaktır. Öyledir ki o cümle tamamlandığında, bunca süre yarım yaşamış siz tam olacaksınızdır. İşte gözünüzün gördüğünün, kulağınızın duyduğunun, avucunuzda tuttuğunuzun değeri, önemi bu kadar fazladır. O yüzden çıldırır, sinirlenir, ağlar, mutlu olur, kavga eder, kendinizi aşar, yerin dibine girer, mahvolur, sınırları ortadan kaldırırsınız. Hatta bir zaman gelir o cümleyi tamamlama tutkusu sizi öyle bir ele geçirir ki artık karşınızda kimin olduğunun da önemi kalmaz, karşınızdakine olmadık özellikler, nitelikler atayıp kusurları görmezden gelip karşınızda gerçekten duran kişiliği silmeye başlarsınız kafanızdan. Deliliğin sınırlarında gezen, tanrısal bir varlığa aşık olmuş, hayatın anlamını, mutluluğun gizemini parmaklarının arasına almış, o eşsiz ve muhteşem cümleyi tamamlamak üzere olan kendiniz dışı/ötesi/üstü bir varlıksınızdır artık. Ve sonra…

Kimisi o cümleyi hiç tamamlayamaz. Kitabın sayfalarını okumaya devam eder, o eksik cümle içinde bir anı, bir sızı olarak kalır. Şanslı olanlar kitabın tek bir cümleden ibaret olmadığının, o eksik cümlenin eksik kalması gerektiğinin farkına varır. Daha şansız olanlar, okudukları diğer tüm cümleleri o yarım cümle ile ilişkilendirir, büyümeyi, devam etmeyi reddederler. Ah, bir de o yarım cümleyi tamamlayabilenler var tabi. Bazıları, altın ararken teneke bulan bir alkemist gibi o cümlenin anlamsızlığına, değersizliğine şaşacak, harcadıkları zamana, akıttıkları gözyaşlarına yanacaklardır. Bazıları ise her şeyin gizini çözecek olan o cümleyi tamamladıklarında, ellerinde çok güzel ama sandıkları kadar kudretli bir cümle olmadığını fark edeceklerdir. O zaman anlayacaklardır: Aşk, yarım kalan bir cümledir…

Hazır bu yazıyı okumuş, beğenseniz beğenmeseniz de aklınız bir yerlere, bir(kaç) cümleye gitmişken, gözlerinizi kapatın kendinizi aşağıdaki şarkıya bırakın. Bazılarınız eksik bir cümlenin sızısını, bazılarınız yeni bir cümlenin heyecanını hissedeceksiniz ama umuyorum hepiniz cümlelerden çok kitabı okuyabilmenin mutluluğunu içinizde hissedebilirsiniz.

Tagged with:
%d blogcu bunu beğendi: