kutusuzkutkut

Günün Videosu – Lokum Problemi

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 21, 2011

“Tom Wujec “lokum problem”iyle ilgili yaptığı şaşırtıcı derecede derin araştırmayı sunuyor — kuru spagetti, yaklaşık bir metre bant ve bir lokumla basit bir takım kurma egzersizi. Bu içerikle en yüksek kuleyi kim kurabilir? Ve neden her zaman sürpriz bir grup ortalamadan daha iyi sonuç elde ediyor?” Aşağıdaki videonun(Türkçe altyazılı) ted.com daki açıklaması aynen böyle. Bu kule kurma oyununu oynayanlar arasında mühendisler, üniversite mezunları, anaokulu öğrencileri, Forbes 500 CEO ları var. Kimin daha başarılı olduğundan çok neden böyle olduğu konusuna odaklanmanızı tavsiye eder, iyi seyirler dilerim. ( Video ilginizi çektiyse projenin web sitesine buyrun).

Reklamlar

TEDxReset 10 Şubatta ezberleri bozuyor!

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Şubat 3, 2011

 

Blogu takip edenler benim TED talks a olan hayranlığımı bilirler. Bilmeyenler blogun yan tarafındaki etiket bloguna bakarlarsa kocaman TED talks’ı fark edebilirler! Tüm TED konuşmalarını internetten izleyebilmenize rağmen, konferansa bizzat katılmak için taa ABD’ye kadar gitmeniz, aylar öncesinden yer ayırtmanız ve ciddi bir katılım bedeli ödemeniz gerekiyor. Daha doğrusu gerekiyordu, çünkü ilkinden sonra ikinci TEDxReset konferansı 10 şubatta İstanbul’da başlıyor. O da nesi diye soranlar için kendi sitelerinden cevaplayayım: TED “Paylamaya Değer Fikirler” anlayışıyla, kişiler ve organizasyonların TED benzeri kendi yerel etkinliklerini yapabilmeleri için TEDx’i yaratmıştır. TEDx ismindeki “x” bağımsız organize edilen TED etkinlikleri anlamına gelmektedir. Yani bizim kendi yerel TED’imiz İstanbul’da “Ya Yanılıyorsak?” sorusuna farklı ve yaratıcı cevaplar aramak üzere herbiri konusunda süper(“konusunda uzman” yerine “konusunda süper” kavramı insanlığa armağan olsun!) insanlar olan konuşmacılarının 18’er dakikalık sunumlarıyla capcanlı izlenebilecek. Aslında ücretsiz olan katılım çoktan dolduğundan yerinde değil, internet üstünden canlı izlenebilecek desek sanırım daha doğru olabilir. Tabi konuşmacılardan Serdar Kuzuloğlu’nun şuradaki blogpostuna göre sosyal medya kullanıcıları için 40 adet fazladan bir kontenjan söz konusuymuş. Ben sosyal medya kullanıcısıyım, twitterde 12.000 takipçim var, blogum facebooktan sonra en çok hit alan 2.site diyorsanız, ya da sadece şansınızı denemek istiyorsanız başvurmakta fayda var. Ben başvurumu yaptım bile ve itiraf etmem gerekirse blogum facebooktan sonra en çok hit alan ikinci adres değil! Kısacası, ister canlı katılın, ister internetten takip edin, TEDxReset’i kaçırmayın derim, sonsuz olasılıklar için zihinleri yeniden formatlamakta fayda var! Ayrıntılı bilgi için: TEDxReset.

 

Sunum İşkencesi

Posted in Genel by kutusuzkutkut on Nisan 26, 2010

Haftasonu bir iş toplantısı için Antalyadaydım. Pek çok oturuma katıldım, bir çok sunum izledim. Üzülerek bir kez daha fark ettim ki konuşmacıların çoğunun sunumu ilgi çekici ve bilgilendirici olmaktan ziyade sıkıcı ve tekdüzeydi. Herkesin kafa yoracağı, notlar alacağı, yeni bir şeyler öğreneceği sunumlar yerine; katılımcıları hayal alemine sürükleyen, herkesin not kağıdında sanat icra ettiği, biraz daha uzasa cep telefonlarından ziyade horultularla kesilecek sunumlar izledim. Eminim hepimiz ya okulda ya işyerinde bu tarz sıkıcı, insanı hayattan soğutan, işkence gibi gelen sunumlara katılmışızdır. Şimdi ben de sunumlar yaptım ve çok süper bir konuşmacı olduğumu iddia etmiyorum ama olur ya biri okur, etkilenir falan diye gene de dikkatimi çeken hataları sıralamaya çalışacağım.

Hepsinden ve her şeyden öte lütfen ve lütfen slaytlarınıza koca koca paragraf ya da tablolar yapıştırmayın. Sunum da amaç özümsenmiş, önemli görülen noktaların paylaşılmasıdır. O kadar merak edersem, merak etmeyin gider bir kitaptan falan okurum ben. Bu koca paragrafları, son 50 yılın yağış istatistiklerini içeren devasa tabloyu kimse hatırlamayacak, anlamayacak, okumayacak. Buradan yola çıkarak e ben okuyayım bari diye düşünüp salona sırtınızı verip slaytlarınızı okumayın! Sunumlarınızı okuma gününe çevirmeyin, o slaytlar anlatacaklarınıza görsel destek olmak, biraz da size hatırlatma görevi görmek için orada yoksa çok şükür hepimizin okuma yazması var. En güzeli o koca paragrafı kendiniz okuyup dikkatinizi çeken noktaları sunumunuza koyun, ya da iki yüz veri içeren bir tablo koymak yerine basit bir grafik ve özet bir cümleyle anlatmaya çalışın derdinizi. Amacınız çok fazla bilgi vermek değil, öz ama çarpıcı vurgular yapmak olsun. Sunumunuzun 238. slaytını büyük bir iştahla anlatırken gözlerini kısmış, pür dikkat sizi izleyenler varsa, merak etmeyin sunumunuzu takipten ziyade sağ alt köşede kaç slayt daha kaldığını gösteren bir sayı var mı onu çözmeye çalışıyorlardır. Sunumunuzun sonunda ilgilenenlerin daha fazla bilgiye ulaşabileceği kaynakları bir slayta koyarsanız, meraklılar not alır, daha geniş bilgiye ulaşırlar. Etkili konuşmak ve sunum yapmak çok kolay bir şey değil belki ama en azından ses tonunuzu, duruşunuzu, vücut dilinizi arada bir değiştirin. Çok karizmatik biri olmanız gerekmez, ilgi çekici bir hikaye, fıkra, görsel ya da davranışta bulunursanız seyircinin konsantrasyonunu zaten sağlarsınız.

Sunum yapmakla ilgili daha bir çok yöntem ve tavsiye olabilir belki ama ben uzmanı değilim. İyi sunum nasıl olur konusunda bilgi edinmek isteyenler daha önceki yazılarımda da bahsi geçen Ted Talks‘a bir göz atabilirler. Öyle ya da böyle, ister bireysel gelişimle, ister eğitim sistemimize dahil ederek umarım daha etkili sunumlar yapmayı başarabiliriz.

Aklınıza katıldığınız ve etkilendiğiniz sunumları getirin, katıldığınız ve sıkıntıdan patladığınız sunumları getirin. Hangisi daha çok? Hadi bitsin bu işkence,  sunumlardan çıkanlarla Zombilerin Yürüyüşü figüranları birbirine benzemesin artık, gözler fıldır fıldır, esneyerek değil gülerek çıkalım şu sunumlardan.

* Özellikle biraz daha yaşlıca konuşmacılara son bir not: Comic Sans MS yazı fontuyla ve renkli renkli yazılarla sunum hazırlayınca daha hareketli ve genç işi olmuyor maalesef sunumlarınız, dikkatinize…

Mutluluk

Posted in hayat by kutusuzkutkut on Nisan 7, 2010

Bir önceki yazımda TÜİK’in mutluluk üzerine araştırmasını yazarken aklıma izlediğim TED talkslardan biri geldi. TED, Technology-Entertainment-Design kelimelerinin baş harflerinden oluşan ve her sene dünyada paylaşmaya değer fikirler üreten kişilerin kısa sunumlar yaptığı ve benim büyük zevk alarak takip ettiğim bir seminerler dizisi aslında. Benim aklıma gelen sunum, 2004 yılında Pozitif Psikoloji kurucusu Psikolog Martin Seligman tarafından yapılmış. Martin Seligman, psikoloji biliminin hastalıklara yoğunlaşmasına karşı olarak şu temellere dayanan pozitif psikolojiyi kurmuş: Psikoloji bilimi; İnsanların zayıflıklarıyla olduğu kadar güçlü yönleriyle de ilgilenmelidir, hayattaki en kötü şeyleri tedavi etmeyle uğraştığı kadar en iyi şeylerin oluşturulmasına da yardımcı olmalıdır, hasta insanları tedavi etmekle ilgilendiği kadar normal insanların hayatlarını doyuma ulaştırmalarıyla da ilgilenmelidir. Bu yaklaşım sonucu ortaya çıkan ana sorulardan biri tabi ki de insanları ne mutlu eder sorusu olmuş. Seligman’ın mutlulukla ilgili üç ana hayat tarzını tespit etmiş. Birincisi, benim tatlı hayat diye çevireceğim(pleasurable life) ve amacı mümkün olduğunca çok keyifli ve zevkler yaşamak olan yaşam tarzı. Çikolata yemek, daha çok seks, gezmek, alışveriş aklınıza ne gelirse. Bu yaklaşımdaki temel sorun ise bu aktiviteleri yaptıkça bunların alışkanlığa dönüşme hızı artıyor ve gitgide daha az zevk almaya başlıyorsunuz. Şöyle düşünün, canınızın çok istediği bir tatlıyı yemekle elde ettiğiniz mutluluk, porsiyon sayısı arttıkça düşmez mi? (Aman tanrım kilolarca hiç sıkılmadan şundan bundan yerim ben diye bağırmayın, ciddi bir şey konuşuyoruz, dürüst olun!). İkinci mutlu yaşam tarzı ise, iyi hayat(good life) diye tanımladıkları ve kendinizi kaptırdığınız anların yoğun olduğu yaşam tarzı. Benim kendinizi kaptırma diye adlandırdığım olayı çok yoğun konsantrasyon yaşadığınız, zamanın sizin için durduğu bir akış hali(flow) olarak tanımlanıyor. Gerçekten severek ve kendimizi vererek yaptığımız her iş bu kategoriye giriyor. Bu akış halinin özelliği bu durumda öyle mutluluktan kahkalar atmamız değil, aksine hiçbir şey hissetmemiz. Örnek olarak çok sevdiğiniz bir parçayı dinlerken müzikle bir olmak verilebilir. Son yaşam tarzı ise anlamlı hayat (meaningful life) olarak çevrilebilir ve sizden daha büyük bir amaç uğruna çalıştığınız hayatları kapsıyor. Yani hayatınıza anlam katacak bir uğraşınız, amacınız olması olarak özetlenebilir. Sonuçta binlerce hastadan ve veriden oluşan bir araştırma yaparak Yaşam tatminini bu üç tarzın fonksiyonu olarak hesaplamaya çalışmışlar. Çıkan sonuca göre, yaşam tatminini en çok etkileyenler anlamlı hayat ve iyi hayat olmuş. Mutluluk için tavsiye edilen, hayatta güçlü yönlerinizi ve kendinizi ait hissettiğiniz işleri tespit ederek hayatınızı onlara göre şekillendirmeniz. İsteyenler konuşmanın orijinalini linkteki videoda izleyebilirler ve Martin Seligman’ın web sitesinden daha detaylı bilgi ve testlere ulaşabilirler. Mutlu hayatlar dilerim!

%d blogcu bunu beğendi: